Türk Eğitim Derneği'nin (TEDMEM) 2025 Eğitim Değerlendirme Raporu, Türkiye'de lise süresinin kısaltılmasına yönelik hazırlıkların pedagojik değil ekonomik gerekçelerle şekillendiğini ortaya koydu. Rapora göre bu adım, özellikle yoksul ve dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocuklar için eğitimden erken kopuş anlamına gelebilir.
TEDMEM'in raporunda, eğitim süresindeki olası azalmanın en ağır darbeyi dar gelirli ailelerin çocuklarına vuracağı belirtildi. Rapor, okulun sağladığı "koruyucu kalkanın" zayıflamasının yaratacağı sosyal maliyetlere dikkat çekiyor ve bu durumun çocuk işçiliğini artırma ile kız çocuklarını erken evlilik riskiyle karşı karşıya bırakma ihtimali bulunduğu uyarısında bulunuyor.
Çıraklık Kılıfında Güvencesiz İstihdam Riski
Raporda, eğitimin kısalmasıyla birlikte gençlerin henüz gelişimlerini tamamlamadan "çıraklık" ya da "staj" kılıfı altında güvencesiz işkollarında çalışmaya zorlanacağı belirtiliyor. Bu durumun özellikle kırsal bölgelerdeki kız çocuklarını toplumsal hayattan tamamen kopararak erken yaşta evliliklerin önünü açacağı uyarısı yapıldı.
TEDMEM, mevcut mesleki eğitim merkezlerinde (MESEM) yaşanan çocuk işçi ölümleri ve denetimsizlik vakalarını, bu sömürü düzeninin lise kademelerinin geneline yayılma riskini somutlaştıran "ibret vesikası" olarak nitelendirdi.
Maarif Modelinde Şeffaflık Sorunu
"Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli"ne yönelik eleştirilerin de yer aldığı raporda, kurulan izleme ve değerlendirme sistemlerinin (İDES) şeffaf olmadığına dikkat çekildi. Eğitimdeki nitelik kaybının resmi verilerle perdelenmeye çalışıldığı ifade edildi.
Raporda, Türkiye'nin ilkokul düzeyinde öğretmen başına düşen 18 öğrenci ile hâlâ 14 olan Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD) ortalamasının çok gerisinde kaldığı hatırlatıldı.
Çözüm Önerisi: Süre Değil Nitelik
TEDMEM, sistemdeki tıkanıklığın süreyi kısaltarak değil, eğitimin içeriğini nitelikli hale getirerek ve okullar arasındaki imkân farklarını kapatarak çözülmesi gerektiğini vurguladı. Dernek, eğitim süresinin azaltılmasının pedagojik açıdan gerekçelendirilmediğini ve bu kararın ekonomik kaygılarla alındığını öne sürdü.




