"Cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçlamasıyla 20 Şubat'ta tutuklanan DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ, avukatları aracılığıyla Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) bireysel başvuruda bulundu. Başvuruda verilen tutuklama kararı ve tutuklama kararına yapılan itirazın reddiyle birlikte Anayasa'da güvence altına alınan birden fazla temel hakkın ihlal edildiği savunuldu.
Beş temel hakkın ihlal edildiği iddiası
Başvuruda, Anayasa'nın 19'uncu maddesinde düzenlenen kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, 26'ncı maddesinde yer alan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile 28'inci maddesindeki basın özgürlüğünün ihlal edildiği belirtildi. Ayrıca bu haklarla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40'ıncı maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ve Anayasa'nın 19 ile 36'ncı maddeleri kapsamında güvence altına alınan gerekçeli karar hakkı yönünden adil yargılanma hakkına ilişkin usuli güvencelerin de ihlal edildiği ifade edildi.
Başvuruda Uludağ'ın 18 yıldır yargı muhabirliği yaptığı, paylaşımlarının gazetecilik faaliyeti kapsamında olduğu vurgulandı. Tutuklamanın "hem maddi hem de usuli" açıdan hukuka aykırı olduğu savunuldu.
Soruşturma süreci ve suç tarihindeki çelişki
Başvuruda, soruşturmanın 19 Şubat'ta "Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama" suç maddesi gerekçesiyle başlatıldığı ancak Uludağ'ın "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla tutuklamaya sevk edildiği belirtildi.
Dilekçede, tutuklamaya konu X paylaşımlarının tamamının 2025 yılına ait olduğu ancak buna rağmen sevk yazısında suç tarihinin gerçeğe aykırı biçimde 19 Şubat olarak gösterildiğine dikkat çekildi. "Savcılığın suç tarihini 19 Şubat olarak göstermesi, soruşturmayı kendisinin yürütmesine hukuki bir dayanak yaratma çabasından ibaret olup hukuka açıkça aykırıdır" ifadeleri kullanıldı.
İstanbul savcılığının yetkisizliği savunusu
Başvuruda, soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yetkili olmadığına da işaret edildi. Uludağ'ın Ankara'da ikamet ettiği ve paylaşımlarını buradan yaptığı belirtilerek İstanbul'daki savcılığın yer bakımından yetkisiz olduğu savunuldu. Bu durumun yalnızca Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine değil, aynı zamanda Anayasa'da düzenlenen "kanuni hâkim güvencesi"ne de aykırı olduğu ifade edildi.
Başvuruda, Uludağ'a yöneltilen suçlamaların terör suçları kapsamında olmadığı, İstanbul Terör Savcılığı'nın görev yönünden de yetkisiz olduğu vurgulandı. İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi'nin "yetkisizlik" kararıyla dosyayı Ankara'ya göndermesi de AYM'ye yapılan başvuruda belirtilen bu hususun doğruluğunu teyit etti.
Tutuklama koşullarının oluşmadığı iddiası
Başvuruda, tutuklama için gerekli olan kanuni şartların oluşmadığı savunuldu. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100'üncü maddesine göre tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesinin yanı sıra somut bir tutuklama nedeninin bulunması gerektiği belirtildi.
DW Türkçe muhabiri olarak çalışan Uludağ'ın tutuklanmasıyla birlikte Türkiye'de basın özgürlüğü ve gazetecilerin çalışma koşulları yeniden gündeme geldi. Anayasa Mahkemesi'nin bu başvuruyu nasıl değerlendireceği ve kararının ne zaman açıklanacağı henüz belli değil.





