İstanbul'da sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle 'Cumhurbaşkanına hakaret' ve 'halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme' suçlamalarıyla 26 gün tutuklu kalan 16 yaşındaki çocuk hakkında açılan davaların her ikisinde de mahkeme beraat kararı verdi.
8 Temmuz 2025'te sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alınan 16 yaşındaki çocuk, savcılık sorgusunun ardından Gaziosmanpaşa 1. Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk edilmişti. Mahkeme, 'kuvvetli suç şüphesi, delillerin henüz toplanmamış olması ve adli kontrolün yetersiz kalacağı' gerekçesiyle çocuğun tutuklanmasına karar vermişti.
26 günlük tutukluluk süreci
Avukatların itirazı üzerine 16 yaşındaki çocuk 26 gün sonra tahliye edildi. ANKA Haber Ajansı'nın edindiği bilgiye göre, 16 yaşındaki suça sürüklenen çocuk (SSÇ) hakkında iki ayrı dava açılmış ve her iki davada da beraat kararı verilmişti.
Gaziosmanpaşa Çocuk Mahkemesi'nde görülen 'Cumhurbaşkanına hakaret' suçundan açılan davada 16 yaşındaki SSÇ, üzerine atılı suçlamayı kabul etmedi.
Avukatların AİHM ve Yargıtay referansı
SSÇ'nin avukatı Kardelen Ateşçi, sosyal medya paylaşımının hedefinin doğrudan ya da dolaylı olarak Cumhurbaşkanı olmadığını belirtti. Ateşçi, "'Kimi örnek alıyor?' sorusunun yanıtı ile bu durum ortadadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları uyarınca müvekkil çocuğun, bir an için Cumhurbaşkanı'na 'diktatör' demiş olsa dahi, ifadenin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir" dedi.
Avukat ayrıca Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin bir kararında 'faşist diktatör' ifadelerinin ifade özgürlüğü kapsamında sayıldığını hatırlatarak, "Müvekkilin çocuk olması ve gelişim aşamasında bulunması nedeniyle hakkında beraat kararı verilmesini talep ediyoruz" demişti.
BM Çocuk Hakları Sözleşmesi vurgusu
SSÇ'nin diğer avukatı ve Avukatın Sesi İnisiyatifi üyesi Özge Durdu ise beyanında, "BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Çocuk Koruma Kanunu kapsamında çocuğun üstün yararı gözetilmelidir. Sözleşmenin 3. maddesi de bu hususu düzenlemektedir" dedi.
Durdu, paylaşımdaki 'sanırım' ifadesinin isnat ve hakaret kastının olmadığını ortaya koyduğunu belirterek, bu durumun beraat kararında etkili olduğunu ifade etti.
Bu dava, Türkiye'deki ifade özgürlüğü sınırları ve çocuk hakları konularındaki hukuki tartışmaların devam ettiği bir dönemde karara bağlandı.





